27 Şubat 2011 Pazar

Adada Gece

Bütün gece seninle yattım
Denizin yakınında, adada.
Yabanıl ve uysaldın sevinçle uyku arasında,
Ateşle su arasında.

Belki çok geç
Birleşti düşlerimiz
dorukta ya da dipte,
Aynı rüzgârla kımıldayan dallar gibi yukarıda,
Birbirine dokunan kızılkökler gibi aşağıda.

Belki ayrıldı düşün
Benimkinden
Ve aradı beni
Önce olduğu gibi
Karanlık denizde,
Sen henüz kendin değilken,
Ben farkında değilken senin
Yelken açmış geçiyordum yanından
Ve gözlerin aradı
Şimdi sana cömertçe verdiğimi
- Ekmeği, şarabı, aşkı ve yabansılığı -
Çünkü hayatımın armağanlarını
Beklemiş kadehsin sen.

Seninle yattım
Bütün gece,
Karanlık toprak dönerken
Yaşayanlarla ve ölülerle
Ve ansızın uyandığımda,
Henüz tam karanlık değilken,
Kaydı elim belinde.
Ne gece ne de uyku
Ayırabilirdi bizi.

Seninle yattım
Ve uyandığımda
Ve ağzın kurtulduğunda düşünden,
Verdi bana toprağın lezzetini,
Deniz suyundan, yosundan,
Hayatının derinliğinden
Ve aldım öpüşünü,
Sabah kızıllığıyla ıslanmış,
Bizi çevreleyen denizden
Bana gelmiş.

Pablo Neruda

5 Ocak 2011 Çarşamba

Noel (Christmas)

Noel, her yıl 25 Aralık tarihinde İsa'nın doğumunun kutlanıldığı bir Hristiyan bayramıdır. Eski takvimde günler gün batımıyla yenilendiği için kutlamalar 24 Aralık akşamından (Noel afiresi) başlayarak ertesi güne kadar sürer. Bazı mezheplerde Noel, farklı tarihlerde kutlanılır. Örneğin, Ortodokslar Noel’i, Jülyen takvimine göre kutlarlar.
Noel; Doğuş Bayramı, Kutsal Doğuş veya Milât Yortusu olarak da bilinir.

Köken
Noel kelimesinin kökeni Latince natalis (doğum) kelimesidir.
Bir diğer iddiaya göre Noel kelimesi, Galya dilinde (Keltçe) yeni anlamına gelen “noio” ile güneş manasına gelen “hel”in birleşmesiyle oluşmuştur ve “yeni güneş” anlamına gelmektedir. Noel kelimesi, o dönemin putperest toplumunda yeni yılın başlangıcında yapılan şenliklere verilen isim olmuştur. Ayrıca Roma İmparatorluğu döneminde halk, mutlu bir olayı karşılamak ve kutlamak için, duygularını “noel, noel” diye bağırarak dile getirirdi.
Noel kelimesinin kökeni ile ilgili bir diğer açıklamaysa, Fransızca “haber” anlamındaki “nouvelle” kelimesinden geldiğidir. Noel ayrıca Almanca'da “kutsal gece” anlamındadır.
Günümüzde başta İngilizce konuşan coğrafya olmak üzere bazı batılı ülkelerde Noel anlamında kullanılan Christmas ve benzeri diğer kelimeler ise Yunanca Khristos (Mesih) ve Latince miss (yollanmış, gönderilmiş) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. "Yollanmış, gönderilmiş" kelimelerinin, İsa'nın Son Akşam Yemeği'ndeki son sözlerini sembolize ettiği düşünülmektedir.

Tarihçe
Hz. İsa'dan önce
Antik çağlardan beri kutlana gelen Pagan ve Roma kış festivalleri olan Yule ve Saturnalia’daki uygulamalar Noel'in kökenini teşkil etmektedir.

<İsa (a.s.)
Noel, Hristiyanlık'ta İsa'nın doğum günü olarak kutlanılır. İsa, Roma İmparatorluğu'nun Yahudiye eyaletinde kendisi de bir Yahudi olan Meryem'den dünyaya gelmiştir. Hristiyanlık'ta ve İslamiyet'te tanrı tarafından, babasız olarak doğduğuna inanılır. Soyu, üvey babası Yusuf'a göre tayin edilir. Buna göre soyu Davud peygambere dayanır.
İsa; Hristiyan inancında, “Tanrının oğlu” olarak kabul edilir. İnsan doğası ve tanrı doğası karışmazlar ve ayrılmazlar. İsa’nın doğumu, Hristiyan inancında tanrının yeryüzünde göründüğü gün anlamına gelmesi sebebiyle çok önemli bir gündür.
İsa'ın doğumundan Kitab-ı Mukaddes'te yalnızca Luka ve Matta İncil'lerinde bahsedilir. Bazı iddialara göre İsa kış mevsiminde doğmamıştır. Luka İncili'ne göre İsa’nın doğduğu zaman, çobanlar çayırlarda sürülerini otlatmakta idiler. Eski Ahit, kış mevsiminin, çobanların açık havada barınamayacak kadar yağışlı olduğunu söylemektedir. Bununla birlikte Hristiyanlık'ta Eski Ahit olarak anılan Tanah, İsa'nın doğumundan önceki yaklaşık 12 yüzyıllık süreçte Yahudi din adamları, din büyükleri ve âlimleri tarafından yazılmıştır.
Bazı kaynaklara göre Vaftizci Yahya Yahudi Fısıh (mayasız ekmek) bayramında yani 15 Nisan’da doğmuştur ve Vaftizci Yahya'dan altı ay sonra doğan İsa'nın Ekim ayı içinde doğmuş olması gerekir.

Roma İmparatorluğu'nun Hristiyanlığı kabul etmesi
Roma İmparatorluğu, Roma İmparatoru Büyük Konstantin’in M.S. 313 yılında Hristiyanlığı kabul etmesinden önce putperestdi.
Roma İmparatorluğu'nda 25 Aralık, güneş tanrısının doğum günü olarak kabul ediliyordu. Bazı kaynaklar İsa’nın doğum günü olarak 25 Aralık'ın seçilmesinin, 3. yüzyıl başlarında İsa’nın ölüm tarihinin 25 Mart olarak tahmin edilmesiyle bağlantılı olduğunu rivayet etmektedirler.
Roma İmparatorluğu'nda İsa'ın doğumu anısına kutlanan bayramlarla ilgili kayıtlara geçen en eski tarih, 325 ve 336 tarihleridir. Buna göre Noel bayramı, İmparator Büyük Konstantin'in saltanatının sonundan itibaren kutlanmaya başlanmıştır. M.S. 354 yılında Papa Liberius, 24 Aralık'ı 25 Aralık'a bağlayan geceyi İsa'nın doğum günü olarak ilan etmiştir.
Aralarında Ermeniler'in de olduğu Doğu Hristiyanlarıysa, 6 Ocak tarihini üçüncü yüzyıldan itibaren İsa'nın doğumu olarak kutlamaya başlamıştır.

Günümüzde Noel Kutlamaları
Günümüzün Noel kutlamalarında genellikle, İsa’nın doğumunun canlandırıldığı oyunlar sahnelenir, çam ağaçları süslenir, ışıklı ev, bahçe, cadde süslemeleri yapılır, hediyeler alınır ve tebrik kartları verilir. Noel arifesinde, Noel Baba'nın gelişi simgesel olarak canlandırılır. Yaygın Noel temaları; iyi niyet, sevecenlik ve ailenin birlikte zaman geçirmesi olarak sıralanabilir.

Noel, her yıl dünyadaki Hristiyanların çoğunluğu tarafından 25 Aralık'ta kutlanır. Kutlamalar 24 Aralık'ta Noel arifesiyle başlamış olur ve bazı ülkelerde, 26 Aralık akşamına kadar devam eder. Hristiyanların çoğunlukta olduğu ülkelerde Noel tatili, yeni yıl tatiliyle birleştirilir. Ermeni Kilisesi gibi bazı Doğu Ortodoks Kiliseleri, Jül Sezar takvimine göre 25 Aralık'a denk gelen 6 Ocak'ı Noel olarak kutlarlar.

Noel Ağacı
" Hıristiyanların İsa'nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı, paganlığa inanan Türklerin eskiden kutladığı “yeniden doğuş” bayramıdır. Türklerin, tek Tanrılı dini benimsemelerinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir AKÇAM ağacı bulunuyordu ve bu ağaca; hayat ağacı deniliyordu. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz. Türkler için güneş büyük bir öneme sahipti. Paganlığa inanan Türklerin inanışlarına göre gecelerin kısalıp, gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşırdı. Uzun bir savaştan sonra gün, geceyi yenerek zafer kazanırdı. İşte bu güneşin zaferi yani yeniden doğuşu, büyük şenliklerle AKÇAM ağacı altında kutlanılırdı.
Güneşin yeniden doğuşu, yeni bir doğum olarak algılanılırdı. Bu yüzden bu bayrama NARDUGAN adı verilirdi.
(Nar: Güneş, Tugan, Dugan: Doğan) Doğan güneş.
Pagan Türkler, güneşi geri verdiği için Tanrı Ülgen'e dualar ediliyordu. Dualar Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler konuluyor, dallarına bantlar bağlanarak o yıl için dilekler dileniyordu. Bu bayram için, evler temizleniyor, güzel giysiler giyiliyor, ağacın etrafında şarkılar söylenip oyunlar oynanılıyordu. Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, tüm aile bireyleri bir araya gelerek birlikte yemek yeniliyordu.
Bayram, aileyle ve dostlarla bir araya gelerek kutlanırsa; ömrün çoğalacağına ve bunun uğur getireceğine inanılırmış.
Akçam ağacı yalnız Orta Asya'da yetişiyordu. Bu yüzden bu kutlamanın, Türklerden Hunlara geçtiği ve Hristiyanların; Hunların Avrupa'ya gelişinden sonra, kutlamaları onlardan görerek aldıkları söyleniyor.
Meydan Larousse'da İsa, evrenin nuru olarak algılanıyor ve bu olayın Pagan halklardan alınarak İsa'ya yakıştırıldığı yazılıyor. Başka kaynaklardan alınan bilgiye göre: İmparator Konstantin (324-337) zamanında İznik'te toplanan konsülde, 22 Aralık'ta güneşin doğumu için yapılan bu Pagan Bayramını İsa'nın doğumu olarak kabul ediyor. Kutlamanın, 24 Aralık'ta kutlanılmasına karar veriliyor ve adına da Noel Bayramı deniliyor. Çam süsleme ise ilk 1605'te Almanya'da görülüyor, oradan Fransa'ya geçiyor.

Sümerolog: Dr. Muazzez İlmiye Çığ

Sosyal Hayatta Noel
Birçok ülkede, iş dünyasında, okullarda ve toplumsal hayatta Noel partileri verilmektedir. Bu partilerin çoğu dinsel amaçlı değildirler.
Dini Noel törenleri ve adetleri arasında İsa'nın doğum hikâyesinin anlatılması ya da canlandırılması, dini grupların, çevre evlere ziyarete gidip Noel şarkıları söylemeleri, gönüllülerin yardım parası toplaması ve kiliseler için çalışmaları sayılabilir.
Noel günü veya Noel arifesinde, her ülkede veya kültürde kendine özgün özel bir yemek ya da şölen hazırlanır. Bazı bölgelerde, özellikle Doğu Avrupa'da, bu aile şölenlerinden önce bir süre oruç tutulur. Birçok ülkede, ziyaretçilere şekerleme ikram etmek veya hoş sürprizler yapmak Noel kutlamasının bir parçasıdır.
İnsanların ailelerine ve arkadaşlarına "Mutlu Noeller" ifadesi içeren kartlar yollamaları Noel’de çokça rastlanan adetlerdendir. Hristiyan olmayanlar veya Noel’i kutlamayanlar arasında "Mutlu Tatiller" mesajları bu tatil döneminde daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

Türkiye'de Noel
• Ermeni Gregoryen Kilisesi Mensupları: Türkiye'deki en büyük Hristiyan grup olan Ermeniler, Noel'i 6 Ocak tarihinde kutlarlar.
Tebrik şekli: “Krisdos Dzınav yev haydnetsav!” (Mesih doğdu ve belirdi) ve “Orhnyal e Dzınuntı yev Haydnutyunı Krisdosi!” (Mesih’in doğuşu ve belirişi mübarektir) veya Mutlu Noeller!
• Rum Ortodoks Kilisesi Mensupları: Rumlar Noel'i 25 Aralık tarihinde kutlarlar. Tebrik şekli: “Kala Hristuyenna!” (Mesih'in doğumu kutlu olsun) “Καλά Χριστούγεννα” veya Mutlu Noeller!

• Süryani Kilisesi Mensupları: Süryaniler Noel'i 25 Aralık tarihinde kutlarlar. Tebrik şekli: Mutlu Noeller!
• Katolik Kilisesi Mensupları: Levantenler Noel'i 25 Aralık tarihinde kutlarlar. Tebrik şekli: Mutlu Noeller!




-Alıntı-

13 Ekim 2010 Çarşamba

Riski göze alabilen kişi hürdür


Gülmek; "Saf" denme riskini göze almaktır.

Ağlamak ise; "Duygusal" görünme riskini…

Birine yakınlaşmak; "Kendini Kaptırma" riskini,

Duygularını açmak; "Kendini Ortaya Koyma" riskini,

Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise; "Onları Başkasına Kaptırma" riskini göze almaktır.

Sevmek; "Karşılık Görememe" riskini...

Yaşamak ise; "Ölmek" riskini göze almaktır.

Umutlanmak; "Hayal Kırıklığına Uğrama" riskini…

Çabalamak ise; "Başarısız Olma" riskini göze almaktır...

Ama riskler yaşanmalıdır; çünkü hayatımızın en büyük riski, hiç bir risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir ama büyüyemez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez. Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken, bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.
Sadece, riski göze alabilen kişi hürdür.

Leo F. Buscaglia

20 Ocak 2010 Çarşamba

Yansıtma Yasası



Yeni bir günün telaşıyla hareketlenmiş sokaklardan birinde, büzüldüğü kaldırımın köşesinde mışıl mışıl uyumaktaymış adam. Bu manzarayı görenler, farklı yargılara varmışlar;

"Bütün gece kumar oynayıp, yorgunluktan sızıp kalmış olmalı. Kumarbazlar böyledir işte," diye düşünmüş birisi. Diğeriyse, "Zavallı, çok hasta herhalde. Onu uyandırmamalı. Kendine geldiğinde evine gider nasılsa," demiş ve yoluna devam etmiş. "Şu hale bak!" diye söylenmiş ötekisi, "Pis sokak serserisi, insan müsvettesi! Bedava içki buldun; içip körkütük sarhoş oldun. Şimdi de yolumuzu tıkıyorsun." Son şahıs ise, saygıyla adamın önünde eğilerek şöyle demiş: "Bir ermiş için Tanrı’dan başka hiçbir şeyin önemi yoktur. Şu anda kim bilir hangi boyutlarda dolaşıyor? Onu rahatsız etmemeli..."

Bu Hint hikayesi, metafizikçilerin önemini anlatmakla bitiremedikleri evrensel bir yasayı işliyor... İçimizdeki bir şeyleri daimi olarak dışarıya projekte ettiğimizi; yaşamın ekranında ancak kendimizde var olanları görüp, algılayabileceğimizi vurguluyor; “Yansıtma Yasası"
"Bütün dünya kendi projeksiyonlarımızdan başka bir şey değildir," diye izah ediyor Swami Satchidananda, "Temeliyse; düşüncelerinize ve zihni tavırlarınıza dayanır. Eğer zihninizde cehennem varsa, hiçbir yerde cenneti göremezsiniz. Eğer zihninizde cennet varsa, cehennem bile sizin için cennet olacaktır."

Kendi içindeki kızgınlığı, saldırganlığı, kabalığı sahiplenmeyenler nereye giderlerse gitsinler, dünyanın agresif ve nezaketsiz insanlarla dolu olduğunu söyleyeceklerdir. Ağzımızdan bilinçsizce çıkanları, kulağımız farkındalıkla duyduğunda; başkalarına atfettiğimiz duygu ve düşünceler kendimizi sevmemiz ve yaşadıklarımıza müteşekkir kalmamız için eşsiz birer fırsata dönüşecektir…

Gerçeğe ulaşmak istiyorsak eğer, tahammül sınırlarımızı zorlayan insanları dikkatle inceleyerek, onlar için sarf ettiğimiz sözlerin ne anlama geldiğini irdelememiz gerekiyor. Öz güvenle ilgili bir probleminiz varsa mesela, zaman zaman yaptığınız çıkışlarda, karşınızdakini "akılsız ve aptal olmakla" suçlayarak rahatlamaya yeltenirsiniz. Egonuzu aşmakta zorlanıyorsanız, başkalarında şahit olduğunuz ego sizi tedirgin ederek, çözüm bulmayı bekleyecektir.

Çalışma mekanizmasını ancak deneyerek kavrayabileceğimiz bu yasanın çok enteresan bir başka yönü de var. Başkalarına verdiğimiz nasihatleri genellikle kendimiz duymak ve ikna olmak için söyleriz. Dolayısıyla yol gösterip, nasihat verdiğinizde; kullandığınız kelimelere, kurduğunuz cümlelere dikkat edin. Onların mutlaka bir şekilde geçerli olduğunu, en iyiyi ve en doğruyu seçip yaşayabilmeniz için ipucu verdiklerini fark edeceksiniz. Söylediklerinizi dinlerseniz, içinizde keşfedeceğiniz derinlik, dinginlik ve irfan, kendinize duyduğunuz güvenin, saygı ve sevginin artmasını sağlayacaktır.
Sahsımıza yöneltilen eleştirilerden, kendimizi geliştirmek, güçlendirmek adına payımıza düşeni kabullenirken, sözlerin gerisindeki manayı deşifre ederek karşımızdakini daha iyi anlama olanağını elde ederiz. Duyduklarınız sizi yüreğinizden vurduğunda, saldırıya veya savunmaya kalkışmadan, durup düşünün. Çünkü o; acıyan bir yaranın sözlere, hareketlere dökülerek, çare bulma arayışıdır. Problemlerinizi halledip, yaralarınızı iyileştirdiğinizde, önceleri gösterdiğiniz aşırı reaksiyonlar gittikçe dinecek ve sizi daha nötr bir davranış tarzına yöneltecektir. Genellikle sizi üzen, sinirlendiren, tedirgin eden bir tavır veya söz karşısında artık hiç etkilenmediğinizi, tepki bile göstermediğinizi fark ettiğiniz an, bilin ki konu kapanmıştır!

-Alıntı-

19 Ocak 2010 Salı

Bir kadın gittiğinde…









Kadınlar gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar.
Onlar bir gün çekip gittiklerinde,
Peşlerinde yetim-öksüz kalan çok olur,
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler,
Özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar,
Yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sık sık boynunu büker "sarı kız".
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz,
Değerini kimse anlayamaz krom haç tasının.
Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.
Hep böyle olur, bir kadın gittiğinde,
Övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki "dikkat et" duyulmaz,
Annesi gitmiştir "geç kalma"nın.

Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde, pek çok kişi gitmiştir aslında.
Ve bir kadın gittiğinde pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında.
Bir kadın gittiğinde...
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında,
Bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan,
Bir muhasebeci...Bir anne gider...
Bir dost...
Bir arkadaş...
Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur,
Bir kadın gittiğinde…!

Bekir Coşkun

14 Ocak 2010 Perşembe

Yüreğimi uçuran şarkılar...


Uzun zamandır, çok severek dinlediğim İtalyanca bir şarkı var. Melodisi çok güzel, insanı alıp götüren bir tınısı var. Şarkının sözlerinin Türkçesi'ne baktığımda sözlerinin, beklediğimden daha da harika olduğunu gördüm! Şarkının başka bir özelliği daha var; Ferzan Özpetek'in Karşı Pencere filminin, müziklerinden biri...

Sono gocce di memoria

Sono gocce di memoria
queste lacrime nuove
siamo anime in una storia
incancellabile

Le infinite volte che
mi verrai a cercare
nelle mie stanze vuote
inestimabile
inafferrabile
la tua assenza che mi appartiene (che mi appartiene)

Siamo indivisibli
siamo uguali e fragili
e siamo gi cos lontani (lontani)

Ah, ah

Con il gelo nella mente
sto correndo verso te
siamo nella stessa sorte
che tagliente ci cambier
aspettiamo solo un segno
un destino, un'eternit
e dimmi come posso fare
per raggiungerti adesso
per raggiungerti adesso
per raggiungere te

Uh, ah, ah
Uh, ah, ah
Uh

Siamo gocce di un passato
che non pu pi tornare
questo tempo ci ha tradito
inafferrabile

Racconter di te
inventer per te
quello che non abbiamo

Le promesse sono infrante
come pioggia su di noi
le parole sono stanche
so che tu mi ascolterai (mi ascolterai)
aspettiamo un'altro viaggio
un destino, una verit
e dimmi come posso fare
per raggiungerti adesso
per raggiungerti adesso, mmm
per raggiungere te, yeah

Ah, ah
Ah, ah

♥ஐ♥ ♥ஐ♥ ♥ஐ♥ ♥ஐ♥ ♥ஐ♥ ♥ஐ♥ ♥ஐ♥ ♥ஐ♥ ♥ஐ♥ ♥ஐ♥ ♥ஐ♥

Bu yeni gözyaşları; anılardan düşen damlalar…
Silinmesi imkansız bir hikayenin parçalarıyız.
Boş odalarda arayacaksın beni defalarca!
Tutamıyorum ellerimle,
Bana ait olan paha biçilemez yokluğunu,
biz ayrılamayız…

Biz öylesine benzer ve kırılganız
Ve öylesine uzağız birbirimizden…
İçimde hissederek soğuğu, sana koşuyorum.
Kaderimiz aynı seninle
Ve bizi değiştirecek yalnızca bir işaret bekliyoruz
Bir gelecek ve bir sonsuzluk…

Söyle bana şimdi!
Ne yapmalıyım ulaşmak için sana?
Sana kavuşmak için ne yapmalıyım?
Geri gelmeyecek bir geçmişten düşen damlalarız biz.
Zaman ihanet etti bize!
Artık dönüşü yok!

Seni anlatacağım herkese…
Sahip olamadıklarımızı yaratacağım senin için,
Düşen yağmur damlaları gibi verilen sözler de aktı gitti...
Kelimeler yorgun…
Ama biliyorum beni dinleyeceğini.
Başka bir yolculuğu, bir kaderi, bir gerçeği bekleyelim...
Ve söyle bana şimdi
Ne yapmalıyım ulaşmak için sana…?

6 Ocak 2010 Çarşamba

Akrep Burcu Özel




Sosyal hayatınız renkleniyor…

Yakında kariyerinizde son derece heyecan verici gelişmeler yaşanacak sevgili Akrep. Geçtiğimiz ekim ayından beri Mars, şöhreti kontrol eden 10. evinizde ve geçtiğimiz aylarda veya yıllarda çok çalışmanız, çok büyük bir ödülle sonuçlanacak. Birkaç önemli yöneticinin dikkatini çekmeyi başardınız. Adınızı daha çok sorumluluk ve ayrıcalık vermek için eğitecekleri kişi listelerine eklemiş olma ihtimalleri çok yüksek. Mars kariyerinizi ve ününüzü etkileyen 10. evinize 16 Ekim 2009’da girdi ve burada 7 Haziran 2010’a kadar kalacak. Gördüğünüz gibi bu enerji dolu gezegenden sıra dışı bir yardım alıyorsunuz. Ocak ayının sonu ve Şubat’ın başında sizinle kariyeriniz hakkında konuşanlar olacak. Bu konuşmalar çok heyecan verici yönlere gidebilir. Kariyerinizde 10 Ağustos’ta yeni ay doğunca iyi bir gelişme daha olabilir. Mali durumunuza gelince yıl boyunca istikrarlı bir ilerleme göreceksiniz. Mayıs sonu veya Haziran başı ücretinize yapılacak bir zam ya da daha yüksek ücretli yeni bir iş hakkında haberler alabilirsiniz ve bunlar sadece başlangıç olacak. 2010’da aşk hayatınız da yükselecek. Bu Satürn ve Jüpiter’in konumlarıyla Mars’ın Venüs ile buluşmasının etkisinin sonucu olacak. 2010’da sosyal yaşamınızın zirve yapmasının başka önemli bir nedeni daha var. İyi şans gezegeni Jüpiter yıl boyunca gerçek aşkı temsil eden evinizde bulunuyor. Bu önemli bir haber çünkü 20 yıldır ilk defa gerçekleşiyor. Balık burcu Akrep burcuyla çok uyumludur. Bu iki burç bir araya geldiğinde sihirli şiirsel bir işbirliği yapar. Gerçek bir kozmik olaydır. Hediyeler gezegeni Jüpiter’in 2010 boyunca gerçek aşk evinizde kalması önemli bir gelişme 2021’e kadar bir daha göremeyeceğimiz bir durum. Partilere ve insanların kaynaştığı ortamlara birçok davet alacaksınız. Tanıştığınız yeni kişilerin bir kısmı arkadaşınız olacak. İçlerinden en azından biri romantik anlamda daha iyi tanımak isteyeceğiniz bir kişi olacak. Hala eski ilişkinizin yasını tutuyorsanız ve yeni bir aşka hazır değilseniz, biraz beklemeyi tercih edebilirsiniz. Aşkta yaşayacağınız en mutlu gün Jüpiter’in güneş ile aynı hizaya geldiği, yılın en şanslı günü olan 28 Şubat aşkta kazanmaya sonra da devam edeceksiniz. Şubat ve Mart aylarındaki fırsatları kaçırmamalısınız. Jüpiter’in 2010’da güneşle mükemmel açısı, sağlığınızı da olumlu etkileyecek.

Akrepler 2010'da paraya para demeyecek!

Bu yıl kariyeriniz her şeyden önemli olacak ve alt yapınızı güçlendirecek işler yapacaksınız. 2010'da, alışkanlıklarınız pekişecek ve sevdiğiniz kişiyle birlikte, geçmişi yeniden gözden geçirme ihtiyacı duyacaksınız. Bazı Akrepler, ileriye yönelik kalıcı aşkların ilk adımını atacaklar.

Yaratıcılığınız artıyor
Risk taşıyan işleri cesaretle ele alacaksınız. Yeni atılımlar sizi bekliyor. Küçük hayal kırıklıklarından asla etkilenmeyecek ve yolunuza devam edeceksiniz. Güçlü pozisyonlarda çalışarak, işbirliği içinde olduğunuz kişileri düşüncelerinizle etkileyeceksiniz. Amaçlarınızdan taviz vermeden hızlı bir şekilde gerçekleştirdiğiniz aktiviteleriniz yüzünden, oldukça başarılı bir yıl geçireceksiniz. Jüpiter bu yıl yaratıcılığınızı destekleyecek.


Şansınızı doğru kullanın
29 Mayıs-15 Ağustos tarihlerinde riskleri göze alarak başarılı bir dönem geçirebilirsiniz. Acele etmeden gerekli girişimleri yaparken, kendinizi sağlama alacak projeler üzerinde yoğunlaşmalı, şansınızı doğru alanlarda kullanmayı amaçlamalısınız. Birlikte olduğunuz kişilerden yardım almalı ve onlarla güç birliği içinde olmalısınız.