
Geçen hafta bana mail olarak çok güzel bir yazı ve beraberinde bir fotoğraf geldi. Yazı da, fotoğraf da o kadar anlamlıydı ki, kesinlikle bunu yazmalıyım dedim kendi kendime.
Görmüş, geçirmiş eskilerimizin dedikleri gibi "iki gönül bir olunca samanlık seyran olur" devri çok geride kaldı. Ve artık çoğu insan böyle demediği ve düşünmediği için belki de aşklar da, evlilikler de çok uzun ömürlü olmuyor.
Aşık olmak için daha güzeli, daha yakışıklısı, daha kariyerlisi, daha zengini... Evlenmek için herşeyin tam olması... Kısaca hep dahası bekleniyor...
Birlikte olmak ve birlikte kalmak için asıl en önemlisinin sevgi, saygı ve anlayış olduğunu unuttuk sanırım? Hep birşeyleri beklerken aşkın geride kalmaya başladığını da anlamaz olduk...
Figen Karaaslan
Mut'un bir dağ köyünde dostlarla birlikte gezerken yaşlı bir karı kocayı gördüm… Baktım bir kanepenin üzerinde oturuyorlar... İyice yaklaştığımda tezekten yapılmış evlerinin bahçesinde, oturdukları kanepenin bir tarafının tamamen kırık olduğunu, kanepenin sağlam tarafına sıkışarak oturduklarını ve sohbet ettiklerini anladım.Yüzlerinde bir tebessüm vardı… Kanepenin bir tarafı tamamen kırılmıştı...Evin halinden ve karı kocanın kılık kıyafetinden maddi durumlarının hiç iyi olmadığı ve yeni bir kanepe alacak güçlerinin olmadığı hemen anlaşılıyordu. Selamlaştıktan sonra, 'Kanepe kırılmış' dedim... Yaşlı adam büyük bir bilgelikle cevap verdi, ' Biz de sağlam tarafına oturuyoruz... Yetiyor bize...'Kadın da tamamladı, ' He ya yetiyor bize bak ne güzel oturuyoruz. 'Sevdiğimin elini daha sıkı sıkı tuttum...Öyle ya; ' Aşk bu kanepe neden kırık, neden yeni bir kanepe almıyoruz' diye dırdır etmek, şikâyet etmek yerine, 'kanepenin sağlam tarafını paylaşmak' değil midir? Ve işte bu fotoğrafı büyüterek evimin en görünür yerine astım...
(yazarı bilinmiyor)